XXI Dergisine abone olun
Sayı 86
Şubat 2010
Şubat 2010
Görsel
Eski Sayılar
Eylül 2010 Sayı 92
Sayı 92
Temmuz-Ağustos 2010 Sayı 91
Sayı 91
Haziran 2010 Sayı 90
Sayı 90

E-Bülten Üyeliği
Listemize kaydolarak XXI E-Bülteni
her ay düzenli olarak e-posta adresinize alabilirsiniz.Dergimizi her ay düzenli almak için abone olabilirsiniz.

KARŞILIKLI BAĞIMLILIK İÇİN TASARLAMAK Küçük Müdahaleler
KARŞILIKLI BAĞIMLILIK İÇİN TASARLAMAK

Tasarım dünyası, modern toplumda “Akıllı Tasarım”ın en sağlam kalelerinden biri olsa gerek. Başka hiçbir alanda tasarımcının dehasına, dünyayı değiştirme konusundaki iyi niyetine, büyük yeteneğine ve her şeye kadir gücüne olan inanç o kadar kuvvetli değil. Eğer tasarımcılardan son sandalye tasarımlarını dinlersek sanki bu sandalye ince havadan yaratılmış, bazı büyü ritüelleriyle maddeleştirilmiş gibidir; sanki ondan once hiç sandalye yokmuş ve sandalye aleminde fikirler evrilmemiş gibi gelir bize. Herkes için daha iyi bir yaşam özgün tasarımcının zihninden yayılır. 

Tasarımcılar tek seferde yalnızca bir kişiyi düşünebiliyorlarmış gibi görünüyor; ya kendilerini ya da müşterilerini. Eğer tasarım evrimden bir şeyler kapmışsa bu ancak sözde Darwinci bir yaklaşımla “en iyinin hayatta kalması” olabilir. İyi bir tasarımcı müşterilerinin hayatın acı gerçekleri karşısında hayatta kalabilmek için daha antrenmanlı olmalarını sağlar. Tasarımın gözlerinden insanlar, sokaklarda av için gezen yalnız ve bağımsız yırtıcılardır. 

Biz  bağımsızlık için tasarlarız. Otomatik kapılar ve çekçekli bavullar tasarlarız. Ana fikir kimseden yardım istememek için tasarlamaktır. Ayrıca mükemmel hava durumu tahminleri ve etkileşimli haritalar tasarlarız ki kimsenin önerisine ya da yönlendirmesine gereksinim duymayalım. İnsanın dünyayla kendi başına başa çıkabilmesi bizim bakış açımıza göre başarının en somut kanıtı ve esasen daha iyi bir dünyanın kapıları. Kapalı konut yerleşimleri ve güvenlik için silahlanma yarışı, bugünün tasarım paradigmasındaki değişimin mantığına işaret ediyor. 

Muhteşem bir tasarıma biraz daha yakından bakalım, dünyayı çok büyük oranda etkileyen ve insanlarındaha güvende olmalarını sağlayan bir tasarıma: arabalardaki emniyet kemeri. Üç noktası sabit dahiyane emniyet kemeri, Volvo laboratuarlarında 1950'lerin sonlarında mühendis Nils Bohlin tarafından, Volvo'nun arabaları daha güvenli ve daha iyi hale getirmek ve kendisini pazarda “güvenli araç” üreticisi olarak konumlandırmasını sağlayacak bir pazarlama kampanyasının parçası olarak icat edildi. Ya da en azından efsane böyle. Bolin, gerçekten de Volvo emniyet kemerini yarattı ama yenilik çalışmaları ve farkındalığı artırma süreci on yıllar öncesinde sivil enstitüler tarafından başlatılmıştı. İşçi sendikaları, iş kazalarının çoğunun trafik kazaları olduğunu fark etmiş, hastaneler birçok ağır yaralı hastayı tedavi ettiklerini görüp kentliler için yeni güvenlik önlemleri talep etmiş. Emniyet kemeri yalnız bir dahinin kendi laboratuarında icat ettiği bir şeyden çok, risk yönetiminin sosyal yorumuna son bir dokunuş. 

Şimdi bu buluşa ikinci kez bakalım. Tüm iyi niyetleri ve başarılı tasarımıyla sokakları daha güvenli yerler haline getirdi mi? Evet, tabi ki. Hele şimdi yeni hava yastıkları ve çelik  iskeletlerle arabalar hiç olmadıkları kadar güvenliler. Peki ya sivil toplum perspektifinden bakacak olursak? Güvenli sürücüler güvenli araba kullanıyorlar mı? 

Üç noktadan sabit emniyet kemeri aslında sürücüye güvenlik sunuyor. Ama ağır metal arabanın çarptığı kurbanın güvenliğini sağlamıyor. Tasarım ve onu izleyen güvenlik konusundaki silahlanma yarışı her ne pahasına olursa olsun sürücüyü kurtarmak amacı üzerine kurulu. Emniyet kemeri yalnız yırtıcı için, azami bağımsızlık için çabalayan insan için tasarlanmıştır. 

Öyleyse, karşılıklı bağımlılık perspektifinden bakarak araba güvenliği tasarlayabilir miyiz? Belki de sürücünün güvenli bir balon içerisine kilitli olmadığı, bunun yerine onu dikkatli ve özenli bir sürücüye dönüştürecek bir şey tasarlayabiliriz. Sürücünün etrafındaki dünyanın kırılganlığını, ağır bir metal makineyi yumuşak organik bedenler arasında sürmenin büyük risk taşıyan bir eylem olduğunu fark etmesini sağlayacak bir öneri üretilebilir. 

Bir “emniyet-mızrağı” -direksiyondan çıkan ve sürücünün göğsüne uzanan keskin bir mızrak hayal edebilir miyiz? Eğer yol üzerinde herhangi bir şeye çarparsa sürücünün kendisi de mutlaka yaralanır. Eğer böyle bir şey olsaydı zalim sürücülerle sorunlar yaşar mıydık? Öncelikle kendi hayatlarını riske attıklarını bile bile insanlar yine de sarhoş araba kullanırlar mıydı? Bunlar tabi ki böylesi bir aygıtın etik sorunları, dahası ceza üzerine kurulu bir tasarım kimsenin arzulayacağı bir şey değil. Ama biz tasarımcılar ilgimizi nasıl kaydırabiliriz de bağımsızlıktan ziyade karşılıklı bağımlılık için tasarlayabiliriz? 

Bu durumu açığa kavuşturmak için mahkumun ikilemine (iki tarafın ortak ya da bireysel çıkarları doğrultusunda hareket etmelerinin onlara ne kadar kaybettireceği ya da kazandıracağının belirsizliği üzerine kurulu açmaz, bir oyun teorisi) hızlıca bir göz atabiliriz. Trafik keşmekeşini ele alalım örneğin. Birçok insan işe arabayla gidip geliyor. Bazıları toplu taşımayı kullanıyor. Hepimiz trafikte sıkışıp kalıyoruz. Ama otobüsler duraklarda durmak zorunda olduğundan arabalar her zaman daha hızlı. Ama eğer herkes arabayla gidip gelse herkes trafikte daha fazla sıkışıp kalır. Otomotiv endüstrisinin bakış açısıyla hava filtreleri ve DVD çalarları olan daha konforlu arabalar yaratmalıyız ki trafikteki bekleme zamanlarına katlanabilelim. Arabaları ne kadar iyi yaparsak o kadar fazla insan konforlu arabalarına binip işe gider ve daha uzun bekleme sürelerinde arabalarında oturur. 

Daha fazla insanın otobüse binmesi ve böylelikle yollar üzerindeki baskının azaltılması için nasıl bir tasarım yapmalıyız? İkilemi çaprazlamasına kat edelim. Bir yöntem, yolun boyutlarını sınırlandırmak ve ayrıcalığa sahip bir otobüs yolu eklemek. Bir diğer yöntemse insanların evlerinden çalışmalarına olanak sağlayacak iletişim araçları yaratmak. İkilemin kendisinin koyduğu “kurallar”la belirlenen paradigmanın dışına çıkarak düşünmeliyiz. 

Tıpkı emniyet kemerleri gibi başka gözetleme ve güvenlik araçları da tasarlıyoruz, her bir vatandaşın potansiyel hırsız ya da cani olduğunu ima eden araçlar. Tüm mağazalarda kameralar bizi gözetliyor, sanki her birimizin içinde ortaya çıkmak için doğru zamanı bekleyen küçük suçlular varmış gibi. Eğer çalma arzumuzu bastırmazsak hepimiz hırsızlık yapabiliriz, değil mi? Hiç kimseye güvenemezsin! Ama tüm bunların nedeni güvenimizi gösterebileceğimiz tüm olasılıkları tasarımla silip atmış olmamız değil mi? Biz tasarımcılar bugünün parçalı ve izole toplumunun yaratılmasında merkezi bir rol üstlendik. 

Öyleyse şimdi tüm bu akıllı elektronik sistemlerle toplum içinde ne türden etkileşimler tasarlanabileceğini yeniden düşünemez miyiz? Çalışmaları için işbirliği gerektiren ya da güvensizliktense güven ve sorumluluk işaretleri veren nesneler yaratabiliriz. Bugünün elektronik kilitleriyle her zaman için açık duran ve ancak istenmeyen bir misafir yaklaştığında kapanan kapılar yapabilir miyiz? 

İşlemesi için iki kişinin gerektiği nesneler hayal edebiliriz. Arkamda bir sepet gibi taşıdığım bir sırt çantası ve içinde tüm kişisel eşyalarım olsa ve başkalarının yardımı olmaksızın eşyalarıma ulaşamasam. Telefonum çaldığında birine yaklaşıp “Telefonumu almama yardım edebilir misiniz?” diye sormak zorunda olsam. 

Bunlar tabi ki her zaman işlemeyecek ütopik fikirler. Ama tasarımlarıyla güveni vurgulayabilir ve ölümlü insanlar arasında sorumlu davranışı önerebilirler. Güveni ödüllendiren etkileşimler tasarlayabilir miyiz? Tasarım biz insanların, yalnız kurtlardansa sosyal varlıklar ve işbirlikçi hayvanlar  olduğumuzu açık bir şekilde ortaya koyabilir. Suçu önlemek için tasarım yapmamız istendiğinde bu sefer arabuluculuğa, karşılıklı fedakarlığa ve uzlaşmaya dayalı bir tasarım yapmayı göz önünde  bulundurabilir miyiz? 

Tıpkı birçok diğer tasarım ikilemi gibi tek bir hazır ya da doğrudan yanıt yok, bunun yerine sorun kendini daha çok Zen-Budistlerin çelişkili önermeleri, rasyonel olmayan soruları ya da beyanları gibi ortaya koyuyor:
- Eğer bu bir felaketse?
- Aynı zamanda o da.
 

KÖŞE YAZARLARI



Bu kısmı görebilmek için Adobe Flash uygulamasına ihtiyac?nız var.
Adobe Flash uygulamas?n? yüklemek için tıklayın.